Türkiye’nin başına musallat olan ‘deniz salyası’ kabusu nedir?
Okyanuslar ve denizler, küresel ısınmaya sebep olan önemli sera gazları arasında yer alan karbondioksitin (CO2) emilimi için etkili bir yutak …
Okyanuslar ve denizler, küresel ısınmaya sebep olan önemli sera gazları arasında yer alan karbondioksitin (CO2) emilimi için etkili bir yutak vazifesi görür. Bu nedenle denizler ve okyanuslar, canlılar için bir tür yaşam destek ünitesi işlevini üstlenir.
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından hazırlanan 2020 Küresel İklim Raporu’na göre, son yıllarda rekor düzeye ulaşan sıcaklıklar ve sanayi öncesi döneme göre %50 artış gösteren karbondioksit konsantrasyonu gibi etmenler denizlerdeki asitlik oranını artırıyor.
Kapıda bekleyen bir diğer tehlike ise su kirliliği. 2021 yılında yayımlanan Birleşmiş Milletler Dünya Su Gelişim Raporu’na göre, atıksuyu arıtma küresel bazda üretilen atıksuyun %80’i arıtılmadan su kaynaklarına dökülüyor.
Akarsu ve nehir gibi su yollarına bırakılan arıtılmamış evsel ve endüstriyel atıksuların çoğu nihayetinde denizlere ulaşıyor. Taşıdıkları organik ve kimyasal atıklar, denizler için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye de benzer problemler ile karşı karşıya. Son yıllardaki güncel sorun hızla yükseliş gösteren alg patlaması ile birlikte “deniz salyası”, bir diğer ifade ile müsilaj.
Fitoplankton verileri
Türkiye’nin “Mavi Vatan” denizleri de sayısız canlı türünü barındırıyor. Bu canlı gruplarından biri de fitoplankton.
Fitoplaktonlar, sucul ekosistemde besin piramidinin en alt katmanında yer alıyor. Fitoplaktonlar, tıpkı karadaki bitkiler gibi güneş enerjisini kullanarak fotosentez ile kendi besinini üreten ve çevreye oksijen veren ototrof canlı türleri.
Bu nedenle, su altı yaşamının ağaçları olarak adlandırılabilir. Bilim insanlarına göre, bu organizmalar yeryüzündeki oksijenin yarısını üretiyor.
Çevre Felaketi
Her şeyin fazlası zarar olduğu gibi fitoplanktonların aşırılığı da bazı sorunlara neden oluyor. Haliç başta olmak üzere Marmara Denizi’nde son aylarda görülen alg patlamaları da ortaya çıkan bu sorunlar arasında yer alıyor.
Etki eden ana faktörler, sıcaklık ve besin maddeleri mevcudiyeti. Eğer ışık, sıcaklık ve yiyecek varsa üreme için uygun bir ortam oluşmuş demek oluyor. Besin elementlerinin fazlalığı aslında azot ve fosfor kirliliği. Çevrede daha fazla besin olduğunda, onu tüketmek için daha fazla plankton gerekiyor. Bu durum sonucunda da plankton patlaması ortaya çıkıyor. Besin tükendiğinde, fitoplankton ölüyor. Alg patlaması denilen olay, basit anlamda tam olarak bunu ifade ediyor.
Müsilaj da ise durum biraz daha farklı. Müsilaj, patlama sonucunda ortamda oluşan strese tepki olarak fitoplanktonlar tarafından üretilen bir tür salgı. Bu süreç doğal görünebilir, normal olmayan kısmı ise yoğun oluşum.
Sulardaki durgunluk ve besin zincirinin en alt tabakasındaki fitoplanktonlarla beslenen bir ara türün neslinin tükenmesi, aşırı avlanma veya küresel iklim değişikliğinin neden olduğu yeni koşullara uyum sağlayamamak besin zincirindeki sürekliliği bozuyor. Bu durum patlamayı da etkilemiş oluyor.
Dezavantajlar
Müsilaj, hemen hemen tüm bitkiler tarafından salgılanan yapışkan bir madde, yani zararsız. Ancak patojen bakteriler için uygun bir üreme alanı sunuyor. Bu yapı, bakteri ve virüs gibi diğer canlıların bu alanlarda çoğalmasıyla oluşuyor.
Yine denizde ağır metallerin veya katı maddelerin hapsolması sonucu yoğunluğu artan müsilaj deniz yaşamına çok fazla zarar veriyor. Denizin dibine batarak yosunları ve yosunların üstünde yaşayan midye ve istiridye gibi canlıların üzerini kaplıyor, zamanla da ölmelerine neden oluyor.
Bu yapışkan ve bulaşıcı salgı balık larvalarına da zarar veriyor. Bu nedenle gıda tedarik zincirlerini etkileyip, balıkçılık faaliyetlerinin azalmasına sebep oluyor.
Yüzeydeki ölü tabaka genellikle rüzgar ve dalga etkisiyle kıyıya sürüklüyor ve plajların kullanımını kısıtlayarak turizm faaliyetlerini engelliyor. Aynı şekilde hem yüzeyde hem de denizde devam eden oluşumlar gemi ulaşımını da etkiliyor.
Daily Sabah’ın haberine göre; bu açıdan sadece çevre açısından değil, kalkınmayı etkileyen bir sorun olarak da değerlendiriliyor.
Diğer Örnekler
Belirtmiş olduğumuz koşulların görüldüğü her noktada müsilajın varlığından bahsetmek mümkün.
– Kapalı bir deniz olan Adriyatik Denizi’nde bu olay ilki 1729 yılında olmak üzere onlarca kez yaşanmıştı.
– İtalya kıyılarında bulunan Tiren Denizi, benzer olayları son yıllarda sık sık yaşıyor.
– 1981 yılında Avustralya ve Yeni Zelanda’da yeniden görülmüştü.
– Japonya, 2007’de de aynı sorunla karşı karşıya kaldı.
Neden Marmara Denizi?
Müsilaj’ın özellikle Marmara Denizinde oluşmasının nedenlerinden biri, Akdeniz ve Karadeniz arasında adeta bir geçiş koridoru özelliği taşıması.
Karadeniz’in üst katmanında yoğunluk düşük oranda iken, Akdeniz’in altı katmanında yüksek yoğunluk bulunuyor.
Deniz suyunun derecesi derinliklere inildiğinde düşmesi beklenirken, Marmara’nın alt akıntısını oluşturan Akdeniz suyu nispeten daha sıcak ve bu bölgede sıcaklık neredeyse sabit kalıyor.
İki katmanlı yapısı dikey karışı sınırlandırıyor. Yüzeyde, Marmara’nın derin çukurlarının bulunduğu kuzeybatıda Tekirdağ kıyılarına yakın yerlerde meydana gelen sirkülasyon özellikle Körfez bölgelerinde çok nadir. Bu durum Marmara’da durgunluk yaratıyor.
Müsilaj oluşumuna öncülük eden bir diğer faktör ise sıcaklık. Verilere göre, Akdeniz havzasında bulunan ve en çok iklim değişikliğinden etkilenen Türk denizlerindeki sıcaklık 1-2 santigrat derece (1.8-3.6 derece Fahrenhayt) artıyor.
Bu değer Marmara’da 2 santigrat dereceyi aşıyor. Yine uzun yılların birikiminden kaynaklanan kirlilik Marmara’da ciddi bir bulanıklığa neden oluyor. Bu bulanıklık, burada daha fazla ısının tutulmasına izin vererek, ortam sıcaklığının diğer denizlere göre daha da yükselmesine neden oluyor.
Son ve önemli faktör kirlilik. Bu açıdan bakıldığında, Marmara Denizi diğer denizlere kıyasla çok büyük bir baskı altında.
Yaklaşık 1.000 kilometre (621 mil) uzunluğundaki sahillerinde yer alan yedi ilde yaşayan 25 milyonluk nüfusun yanı sıra; ülke sanayisinin %50’sinden fazlasına ev sahipliği yapan, hayvancılık ve tarımsal faaliyetlerin yoğun olduğu Marmara Denizi bu bağlamda büyük baskı altında.
Aynı şekilde, bir geçiş koridoru olmasından dolayı, büyük bir gemi hareketliliği söz konusu. Marmara bölgesi sanayi açısından yoğun bir bölge.
Yıllar boyu, 1970lerden beri oluşan atık sular, su kaynaklarına arıtılmadan boşaltılıyor.
Zamanla bu kirlilik bir birikime dönüştü.1994’lerden sonra, özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İstanbul belediyesinin başına geçtiğinde, çevre yatırımları arttı, ancak olumsuz faktörlerinin artmasıyla kirleticiler Marmara’yı boğmaya devam etti.
Ayrıca, Avrupa ve Rusya’dan gelen Tuna, Dinyeper, Rioni, Dinyester gibi nehirlerin Karadeniz’e dökülerek taşıdığı kirlilik de yüzey akıntıları ile Marmara’ya gelmekte ve bölgeyi olumsuz etkiliyor.
Günlük 43 bin transit geminin geçmesiyle beraber, kıtaları, kıyıları birbirine bağlayan şehir içi deniz hatları ve sayısı binleri aşan şehir içi vapur hatları ve balıkçı tekneleri de Marmara üzerinde deniz baskıları oluşturuyor. Yerli ve sanayi aktivitelerinin bir sonucu olarak oluşan atıksuları bunun temel kaynağı.
Aynı şekilde, pandemiden dolayı yüksek miktarda fosfor-zengin deterjanlı suların bu durumu tetiklemiş olması kuvvetli bir ihtimal olarak görülüyor.
Başka bir tetikleyici faktör ise Trakya bölgesini yakın aylarda etkisi altına alan ve başta tarımsal gübre olmak üzere yüzey kirliliğinin ağır yükünü Marmara’ya taşıyan şiddetli yağışlar olarak değerlendiriliyor.
Besin akışına ‘dur’ demenin vakti
Müilaj oluşumuna yol açan faktörlerden herhangi birisi ortadan kaybolursa, zamanla sorun çözülür. Tek kontrol edilebilir faktör kirlilik, başka bir deyişle besin akışı.
Atık sularda sorun oluşturan karbon, azot ve fosfor gibi kirleticileri giderecek üniteler bulunmuyor.
Bunun için oluşturulan tesislerin acilen ileri biyolojik arıtmaya dönüştürülmesi ve mevcut tesislerin aktif olarak işletilmesi gerekiyor. Ayrıca yüzey alanlarından kaynaklanan atık yükünü de azaltmamız gerekiyor.
Bu bağlamda, tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan denize azot ve fosfor bazlı girdilerin azaltılması için gübre kullanımı konusunda daha bilinçli olunması gerekiyor.
Marmara Seferberliği
Türkiye’de yaşanan bu büyük çevre felaketi karşısında tarihinin en büyük deniz temizleme seferberliği başlatıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuyu ilk günden beri sıkı takip ediyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da saha çalışmalarına aktif olarak katılıyor.
7/24 denetim faaliyetleri kapsamında milyonlarca lira idari para cezası kesilirken, birçok tesisten faaliyetlerini durdurmaları istendi.
Bin kişilik bir ekiple, koku, görüntü ve ışık geçişini engelleyen müsilaj yüzey temizliği ile birlikte binlerce metreküp müsilajın sahadan çıkarılması ve incelenmesi sağlandı.
Müsilajın bir diğer önemli etkisi de bozulma sırasında bulunduğu ortamdaki çözünmüş oksijen değerlerini düşürmesi.
Bakanlık, bu sorunu aşmak amacıyla, deniz suyundaki çözünmüş oksijen seviyesini hipoksi değerlerinin üzerine çıkarmak için bazı yabancı ülkeler tarafından da uygulanmakta olan teknolojik olanakları da ayrıca değerlendiriyor.
Mavi Vatan için
Türkiye, üç tarafımızı saran Mavi Vatan denizlerinin korunması kapsamında birçok çalışma yürütüyor.
Türkiye, plastik poşet kullanımını ücrete tabi tutarak %75 oranında azalttı. Denize kıyısı olan 28 ilin deniz çöpü eylem planı tamamlandı.
Sıfır Atık projesi ile denizlerden 85 bin ton atık toplanarak geri dönüştürüldü.
• Gemi atıkları için 315 kıyı tesisinde atık kabul hizmeti veriyor.
• Gemi kazalarından kaynaklanan kirlilik risklerini önlemek ve bunlara hazırlıklı olmak için “Ulusal ve Bölgesel Acil Müdahale Planları” hazırladı.
• Halihazırda bir ulusal, altı bölgesel ve 366 tesis bazlı acil müdahale planına sahip.
• Ulusal Deniz İzleme Programı geliştirdi.
• 91’i Marmara Denizi’nde olmak üzere 364 izleme noktasında denizlerindeki kirliliği izlemeye devam ediyor.
• Marmara Denizi ekosisteminin iyileştirilmesine yönelik senaryoları içeren MARMOD (Faz 2) projesini geliştirdi.
• Hem batma hem de oksijen üretimi açısından iklim değişikliğiyle mücadelede büyük önem taşıyan denizlerde 1,5 milyon hektarlık alanı korudu. Biyoçeşitliliğin sürdürülebilirliği açısından da önemli olan bu alan, İstanbul’un yüzölçümünün yaklaşık üç katı büyüklüğünde.
• 2023 yılına kadar %100’e ulaşmayı hedefliyor.
• Arıtılmış atık suyun %3,2’sini geri dönüştürüyor ve yeniden kullanıyor.
• Marmara’ya kıyısı olan illerde toplam 92 Sürekli Atıksu İzleme Sistemi (SAIS) ile atıksu deşarjını izliyor.
Herkes için Marmara
Marmara Denizi’nde tanık olduğumuz bu olay sadece bugünün sorunu değil. Aslında, uzun yılların birikiminin bir sonucu. Doygunluğa ulaşan denizin verdiği bir tür tepki.
Ancak, limit aşılırsa sürekli bir birikme söz konusu olur. Marmara denizinde gördüğümüz olay bu durumun bir tezahürü, yılların birikiminin bir ifadesi.
Bu nedenle sağlıklı ve kalıcı bir çözüm için, ülkenin yerel yönetimleri başta olmak üzere, herkesin ortak bir sorumluluk üstlenmesi gerekiyor.
Aslında yaşadığımız sadece bir çevre sorunu değil. Tıpkı Kovid-19 pandemisi gibi çok yönlü etkilere sahip olması nedeniyle, pandemiye çok benziyor.
Çevre sorunları siyasetin üstünde. Yatırımlar süreklilik gerektiriyor. Marmara sadece İstanbul, Tekirdağ veya Bursa değil. Hepimize ait.
Bir Yeni Şafak haberine göre bildirildi.